Yorgunluk kalp hastalığının erken uyarıcısı olabilir, performanstaki düşüşe dikkat
Kalp hastalıklarında yorgunluk neden önemsenmeli:
Mediçana Sağlık Grubu Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Göksel Güz, kalp hastalıklarının bazen göğüs ağrısından daha az belirgin işaretlerle başladığını söylüyor. Uzman, özellikle kişinin daha önce rahatça yaptığı fiziksel aktivitelerdeki belirgin performans düşüşünün ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. "Kalp hastalıklarında bazen en önemli ipucu göğüs ağrısı değil, kişinin günlük yaşam performansındaki değişimdir" sözleriyle, yeni ortaya çıkan efor kısıtlılığının tanıda yol gösterici olduğunu belirtiyor.
Günlük hayatta fark edilen efor kaybının belirtileri:
Doç. Dr. Güz, daha önce rahatça çıkılan merdivenlerin zor gelmesi, kısa yürüyüşlerde nefes nefese kalma ve basit ev işleri sırasında belirgin yorgunluk hissinin önemli uyarılar olduğunu aktarıyor. Bu yakınmaların her zaman yalnızca yaşlanma veya kondisyon eksikliğiyle açıklanamayacağını, kalbin vücudun ihtiyaç duyduğu oksijenli kanı yeterince sağlayamaması halinde efor kapasitesinin azalabileceğini söylüyor. Uzun süredir devam eden veya giderek kötüleşen nefes darlığı ve çabuk yorulma, yaşam kalitesini etkilemeden önce değerlendirilmelidir.
Göğüs dışı ağrılar ve eşlik eden belirtiler:
Kalp kaynaklı ağrı her zaman göğüste sınırlı kalmayabilir; bazı hastalar ağrıyı çene, sırt, omuz veya sol kola yayılan bir şekilde hissedebilir. Fiziksel aktivite sırasında başlayan ve dinlenmeyle hafifleyen ağrılar, kalp damar hastalıkları açısından ayrı bir öneme sahiptir. Ayrıca mide bulantısı, soğuk terleme ve açıklanamayan halsizlik gibi yakınmaların da kalp kaynaklı tablolarla birlikte görülebileceği ifade ediliyor. Doç. Dr. Güz, bu belirtilerin tek başına mutlaka kalp hastalığı anlamına gelmediğini; ancak hangi şartlarda başladığı ve beraberindeki bulguların tanıya ışık tuttuğunu hatırlatıyor.
Kadınlarda belirtilerin farklı seyri:
Uzman, kadınlarda kalp hastalıklarının erkeklerde sık görülen klasik göğüs ağrısı tablosuyla her zaman örtüşmediğini belirtiyor. Kadınlarda nefes darlığı, olağandışı yorgunluk, bulantı ve sırt ağrısı gibi belirtilerin daha belirgin olabildiğini, son yıllarda yapılan çalışmaların bu farklılığı ortaya koyduğunu söylüyor. Özellikle diyabet, hipertansiyon veya ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan kadınlarda bu yakınmaların strese veya yoğun çalışma temposuna bağlanmaması gerektiğini vurguluyor.
Tansiyon, kolesterol ve risk değerlendirmesi:
Doç. Dr. Güz, yüksek tansiyon ve yüksek kolesterolün yıllarca belirti vermeden ilerleyebileceğini, kişinin kendini iyi hissetmesinin riskin düşük olduğu anlamına gelmediğini belirtiyor. Kontrolsüz tansiyon damar yapısını olumsuz etkileyebilir; yüksek kolesterol ise damar duvarında plak oluşumuna katkıda bulunarak zamanla kalp krizi ve inme riskini artırabilir. Bu nedenle rutin tansiyon ve kolesterol kontrolleri ile hekim değerlendirmelerinin, henüz şikâyet oluşmadan riskleri saptamada hayati önemi var.
Toplam risk profilinin önemi:
Kardiyovasküler riskin yalnızca tek bir laboratuvar sonucuna bakılarak değerlendirilemeyeceğini kaydeden Güz, yaş, tansiyon, diyabet, sigara kullanımı, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü ve yaşam alışkanlıklarının birlikte ele alınması gerektiğini söylüyor. Laboratuvar değerleri normal sınırlarda olsa bile birden fazla risk faktörünün bir araya gelmesi toplam riski yükseltebilir; bu yüzden değerlendirme kişiye özel yapılmalıdır.
Kalbi korumak günlük alışkanlıklarla başlar:
Kalp-damar hastalıklarının büyük bölümünün yaşam tarzı ile ilişkili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Güz, düzenli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, tütün ürünlerinden kaçınma, sağlıklı kilo ve yeterli uykunun kalbi koruyan temel alışkanlıklar olduğunu belirtiyor. Gün içinde uzun süre hareketsiz kalmak yerine düzenli yürüyüşler yapmak, sebze ve lif ağırlıklı beslenmek ve tansiyon ile kan şekeri kontrolünü ihmal etmemek gibi küçük değişikliklerin uzun vadede ciddi etkileri olabilir. Uzman, "Kalbi korumak yalnızca hastalık ortaya çıktığında tedavi olmak değildir" sözleriyle, düzenli kontrollerin ve risk faktörlerinin bilinmesinin önemini bir kez daha hatırlatıyor.
Özetle: Yeni başlayan efor kaybı, açıklanamayan yorgunluk veya göğüs dışına yayılan ağrılar gibi yakınmalar görüldüğünde zaman kaybetmeden hekime başvurmak; düzenli ölçüm ve yaşam tarzı değişiklikleriyle kalp sağlığını korumaya başlamak önem taşıyor.
KARDİYOLOJİ UZMANI DOÇ. DR. GÖKSEL GÜZ, ÖZELLİKLE SONRADAN GELİŞEN PERFORMANS DÜŞÜŞÜNÜN ÖNEMSENMESİ GEREKTİĞİNİ BELİRTEREK, “KALP HASTALIKLARINDA BAZEN ENÖNEMLİ İPUCU GÖĞÜS AĞRISI DEĞİL, KİŞİNİN GÜNLÜK YAŞAMPERFORMANSINDAKİ DEĞİŞİMDİR” DEDİ.