Çeşme'nin antik izleri Kültür Yolu'nda bir araya geldi
Söyleşi: Çeşme mirası dört başlıkta ele alındı
Çeşme Kültür Yolu Festivali kapsamında düzenlenen söyleşi, Çeşme Belediyesi Atatürk Kültür ve Spor Merkezi'nde Müze Müdür Vekili Şeref Yumrukun moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Etkinlikte arkeoloji ve tarih alanından isimler, ilçenin farklı dönemlerine ilişkin yeni bulguları ve tartışmaları paylaştı. Program dört ana konu etrafında kurgulanmıştı: Erythrai kazıları, Bağlararası yerleşimi, Çeşme'nin denizcilik geçmişi ve Çeşme Müzesi koleksiyonundaki bronz heykeller.
Erythrai'de yaşam, üretim ve nadir buluntular:
Erythrai Kazı Başkanı Dr. Özlem Vapur, 2025 yılı çalışmaları kapsamında kentin yaklaşık 4 bin 500 yıllık yerleşim geçmişine dair yeni verileri sundu. Sunumda Geç Arkaik–Erken Klasik döneme tarihlendirilen kemik flüt parçaları gibi nadir buluntuların yanı sıra Athena betimli kabartmalı bir kutu kapağı, yüzük taşları ve cam eserleri tanıtıldı. Vapur, dokuma tezgâhı ağırlıkları ile mor boya üretimiyle ilişkili deniz kabuklarının bölgedeki tekstil faaliyetlerine ışık tuttuğunu ve seramik ile amfora üretiminin Erythrai ekonomisinde belirleyici olduğunu vurguladı.
Bağlararası kazıları: 3 bin 500 yıllık felaketin izleri:
Bağlararası Kazı Başkanı Prof. Dr. Vasıf Şahoğlu, Santorini volkan patlamasının ardından oluşan tsunaminin Çeşme kıyılarında bıraktığı izleri anlattı. Şahoğlu, kazılarda tsunami dolguları arasında bulunan ve yaklaşık 15 yaşında olduğu değerlendirilen bir gence ait iskeletin, Santorini patlamasının yol açtığı felaketle ilişkilendirilen ilk insan kalıntısı olduğunu belirtti. Bu bulgu, bölgenin yalnızca mimari kalıntılar değil aynı zamanda ani iklim ve doğa olaylarının insan yaşamına etkilerine dair doğrudan kanıtlar da sunduğunu gösteriyor.
Çeşme'nin denizcilik mirası ve anıt önerisi:
Emekli Albay ve tarihçi Ali Rıza İşipek, Çaka Bey'den Cezayirli Gazi Hasan Paşa'ya uzanan denizcilik tarihini ele aldı. İşipek, Çeşme'nin denizcilik geçmişinin görünürlüğünün artırılması gerektiğini belirterek bölgede kazanılan deniz zaferlerini yaşatacak bir anıt önerisinde bulundu. Sunumunda 1770 Çeşme Deniz Savaşına değinen İşipek, savaş öncesi gelişmeleri, Rus donanmasının Akdeniz'e gelişi ve ateş gemilerinin çatışmadaki rolünü anlattı; Osmanlı donanmasının ağır kaybının ardından denizcilikte eğitim ve kurumsallaşma ihtiyacının öne çıktığına dikkat çekti.
Bronz heykeller ve müzedeki serüvenleri
Çeşme Müzesi'nden Dr. Kemal Çibuk iki nadir bronz heykeli, üretim tekniklerini, bilimsel incelemelerini ve korunma süreçlerini anlattı. Heykellerin balıkçı ağlarına takılarak gün yüzüne çıkması, antik döneme ait bronz heykel sanatının günümüze ulaşan nadir örnekleri arasında yer almalarını sağladı. Çibuk, 'ünik' tanımının eserin bilinen benzerinin olmaması anlamına geldiğini ve yeni keşiflerle arkeolojik yorumların değişebileceğini hatırlattı.
Arkeolog Hüseyin Vural ise Alaçatı açıklarında balıkçı ağına takılan bir heykelin müzeye kazandırılma sürecini aktardı. İhbarı takiben zorlu kış koşullarında eserin teslim alındığı ve Çeşme Müzesi koleksiyonuna dahil edildiği belirtildi; ancak heykelin bulunduğu noktanın ve ilişkili olabileceği batığın kesin olarak belirlenememesi, arkeolojik değerlendirmeleri sınırlıyor.
Söyleşi boyunca vurgulanan ortak nokta, Çeşme kıyılarının ve çevresinin binlerce yıllık tarihinin çok katmanlı olduğuydu. Arkeolojik kazılar, denizcilik tarihi çalışmaları ve müze koruma çabaları bir araya geldiğinde ilçenin geçmişine dair daha bütünlüklü bir tablo oluşturulabileceği mesajı öne çıktı.
ÇEŞME’NİN BİNLERCE YILLIK MİRASI KÜLTÜR YOLU FESTİVALİ’NDE KONUŞULDU