Ana Sayfa

Dağ yöresinin saklı hazinesi: yüzlerce tümülüs ve antik yerleşim

Giriş: Okuma: ~3 dk Editör: Hazal Tunç
Paylaş
Prof. Dr. Celil Bozkurt, Dağ yöresindeki yüzlerce tümülüs ve antik yerleşimin korunup tescillenmesiyle bölge turizminin değişeceğini belirtti.

Dağ yöresi açık hava müzesi niteliğinde

DAĞDER Nilüfer Şubesi tarafından düzenlenen "Dağ Yöresi Tarih Kültürü ve Tarih Bilinci" etkinliğinde konuşan Düzce Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Celil Bozkurt, bölgenin zengin tarihî birikimine dikkat çekti. Bozkurt, Harmancık, Keles, Orhaneli ve Büyükorhan çevresinde yıllardır yürüttüğü araştırmalara dayanarak Dağ yöresinin Bithynia’dan Bizans dönemine uzanan katmanlı bir geçmişe sahip olduğunu vurguladı.

Araştırma bulguları ve tescil çalışmaları:

Bozkurt, bölgedeki taş dolgulu tümülüs kümelerine ilişkin tespitlerini aktardı: "Bir köyde 100’ü aşkın, başka bir ormanlık alanda ise 300’den fazla mezar yapısı tespit ettik." Bu veriler bağlamında Bozkurt, "Dağ yöresi adeta bir açık hava müzesi" dedi ve bazı alanların uluslararası nitelikte olduğunu, hatta UNESCO Dünya Mirası Listesi için aday olabilecek yerler barındırdığını belirtti.

Danimarka örneğini hatırlatan Bozkurt, 1995 yılında 35 tümülüsün olduğu bir bölgenin UNESCO listesine alındığını anımsattı: "Danimarka 35 tümülüsle bu değeri dünyaya tanıtmış. Bizim yöremizde ise yüzlercesi var ancak bilen yok." Hazırlanan dosyaların Bursa Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na sunulduğunu kaydetti, ancak tescilin tek başına yeterli olmayacağını ekledi.

Koruma, yerel katılım ve turizm perspektifi:

Bozkurt, tescil ve koruma sürecinin sürdürülebilir olması için yerel yönetimlerin, kaymakamlıkların, üniversitelerin ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çaba göstermesi gerektiğini vurguladı. "Bizim tarih uydurmamıza gerek yok" sözleriyle konuşmasını özetleyen Bozkurt, her mahalle, köy ve ilçenin ayrı bir tarihî değeri bulunduğunu, yalnızca mevcut değerlerin ortaya çıkarılıp korunmasının Dağ Yöresi’nin kültür ve turizm alanında büyük bir atılım sağlayacağını söyledi.

Bozkurt, tescil edilen alanların ekonomik ve kültürel getirilerinin uzun vadede ortaya çıkacağını, bugün atılacak adımların sonuçlarının 10 veya 20 yıl sonra görülebileceğini belirtti. Ayrıca bazı çalışmaların yalnızca akademik girişimlerle ilerleyemeyeceğini, kamu kurumları ve yerel aktörlerin çalışmalara sahip çıkmasının şart olduğunu ifade etti.

Bölgedeki özel alanlar ve tarihî önem:

Konuşmada Keles ile Harmancık arasındaki havzadaki tümülüs yoğunluğu özellikle öne çıkarıldı. Bozkurt, yörede halk arasında "çoban koltuğu" olarak bilinen, kayalara oyulmuş altarların bulunduğunu ve bu yapıların Frig kültürüyle ilişkilendirilebileceğini söyledi. Bu bulguların, Frigya tarihine ilişkin mevcut coğrafi ve kültürel algıları değiştirebilecek nitelikte olduğunu vurguladı.

Orhaneli’de sözü edilen Hadrianoi Antik Kenti için yaklaşık 10 yıldır çağrıda bulunduklarını aktaran Bozkurt, bölgede kazı çalışmalarının uzun süren girişimlerin ardından başlamasının umut verici olduğunu kaydetti. Keles’teki Daznak Tepe ve Belenören çevresinde de ciddi antik kalıntılar ve büyük bir tapınak alanı izleri bulunduğunu belirterek bu alanlarda bilimsel kazı yapılması gerektiğini dile getirdi.

Sunulan veriler ve çağrılar, Dağ yöresinin yalnızca yerel bir miras alanı değil, ulusal ve uluslararası ölçekte dikkate alınması gereken bir kültür havzası olduğunu gösteriyor. Bozkurt’un mesajı net: mevcut değerler doğru şekilde tespit edilip korunursa, Dağ yöresinin geleceği değişecektir.

DAĞDER NİLÜFER ŞUBESİ TARAFINDAN DÜZENLENEN "DAĞ YÖRESİ TARİH KÜLTÜRÜ VE TARİH BİLİNCİ" ETKİNLİĞİNE PANELİST OLARAK KATILAN DÜZCE ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ PROF. DR. CELİL BOZKURT, BÖLGENİN YÜZLERCE TÜMÜLÜS, ANTİK YERLEŞİM VE TARİHÎ KALINTIYLA BÜYÜK BİR KÜLTÜR HAZİNESİNE SAHİP OLDUĞUNU SÖYLEDİ. BOZKURT, "BİZİM TARİH UYDURMAMIZA GEREK YOK. YALNIZCA VAR OLAN DEĞERLERİ AYAĞA KALDIRSAK DAĞ YÖRESİ'NİN KADERİ DEĞİŞİR" DEDİ.

Hazal Tunç — Kültür Sanat Editörü
Editör: Hazal Tunç