Ana Sayfa

kan biyobelirteçleri alzheimer tanısını destekliyor, herkese uygulanmamalı

Giriş: Okuma: ~3 dk Editör: Serkan Varol
Paylaş
p-tau217 başta olmak üzere kan biyobelirteçleri Alzheimer biyolojisini saptamada yardımcı oluyor; uzmanlar testlerin şikayet ve muayene ışığında seçilmesini öneriyor.

Alzheimer tanısında kan testlerinin yeri:

Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Özlem Güngör Tunçer, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında Alzheimer belirtileri, tanı yöntemleri ve yeni tedavi seçenekleri hakkında bilgiler paylaştı. Tanı süreçleri gelişirken, beyindeki hastalık biyolojisini gösteren kan biyobelirteçleri giderek daha fazla dikkat çekiyor.

Son yıllarda geliştirilen kan testlerinden özellikle p-tau217 ölçümleri, beyinde Alzheimer patolojisinin varlığı hakkında önemli ipuçları verebiliyor. Ancak bu testlerin tanısal doğruluğunun farklılık gösterdiği, sonuçların tek başına karar vermeye yeterli olmadığı vurgulanıyor.

Belirti ve değerlendirme süreci:

Demans, hafıza, dil, dikkat, yön bulma ve karar verme gibi bilişsel işlevlerin günlük yaşamı bozacak derecede gerilemesi ile kendini gösterir ve en sık nedeni Alzheimer hastalığıdır. Prof. Dr. Tunçer’e göre yaşla ilişkili ara sıra isim unutma tek başına demans demek değildir; asıl önemli olan unutkanlığın giderek artması ve günlük yaşamı etkilemesidir.

Değerlendirme gerektiren belirtiler arasında aynı soruyu kısa aralıklarla tekrarlama, yakın zamanda yaşanan olayları unutma, tanıdık bir yerde kaybolma, para veya ilaç yönetiminde zorluk, belirgin kelime bulma güçlüğü ve kişilik ya da davranış değişiklikleri yer alır. Ani başlayan bilinç bulanıklığı ise enfeksiyon, ilaç yan etkisi, metabolik sorun veya inme gibi acil nedenleri düşündürür ve hızlı değerlendirme gerekir.

Tanı süreci; ayrıntılı hasta öyküsü, yakınlarından alınan bilgiler, nörolojik muayene ve bilişsel değerlendirme ile başlar. Gerektiğinde bilişsel testler, kan tahlilleri ve beyin MR görüntülemesi kullanılır. Bu incelemeler, Alzheimer dışındaki nedenlerin ayırt edilmesine yardımcı olur.

Kan biyobelirteçlerinin sınırları ve kullanım koşulları:

Kan testleri, özellikle fosforile tau proteinleri (p-tau217 vb.) gibi belirteçler, hastalık biyolojisinin belirlenmesinde destek rolü oynuyor. Ancak Prof. Dr. Tunçer, bu testlerin her unutkanlık şikayeti olan kişiye uygulanmaması gerektiğini; test sonuçlarının her zaman hastanın şikayetleri ve muayene bulguları ile birlikte uzman hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

Yeterli tanısal doğruluğu gösterilmiş kan testleri, uygun seçilmiş hastalarda tanı sürecine ek bilgi sağlayabilir. Bazı durumlarda ise hastalık biyolojisini doğrulamak veya ek bilgi elde etmek için PET veya beyin-omurilik sıvısı incelemesi gibi yöntemlere ihtiyaç duyulabilir.

Yeni tedaviler ve izlemin önemi:

Uzun yıllardır kullanılan ilaçlar uygun hastalarda bilişsel belirtileri ve günlük yaşam işlevlerini destekleyebiliyor. Bunun yanı sıra, hastalığın biyolojik sürecini hedefleyen yeni yaklaşımlar da erken evrede uygun hastalarda uygulanmaya başlandı. Anti-amiloid olarak adlandırılan bu tedaviler, beyinde biriken amiloidi hedefleyerek hastalığın ilerlemesini mütevazı ancak ölçülebilir biçimde yavaşlatmayı amaçlıyor.

Prof. Dr. Tunçer, bu tedavilerin hastalığı tamamen ortadan kaldırmadığını, kaybedilmiş belleği geri getirmediğini ve her hasta için uygun olmadığını belirtiyor. Yeni tedaviler genellikle hafif bilişsel bozukluk veya hafif demans evresindeki ve hastalık biyolojisi doğrulanmış uygun hastalarda değerlendiriliyor; onay ve erişim koşulları ülkelere göre farklılık gösterebiliyor.

Tedavi öncesinde beyin MR görüntülemesi, olası kanama riski ve özellikle antikoagülan kullanan hastaların durumu gözden geçirilir. Tedavi sırasında belirli aralıklarla MR takibi yapılmasının nedeni, beyinde ödem veya küçük kanamalarla seyredebilen ARIA adı verilen değişikliklerin izlenmesidir. Baş ağrısı, bilinç değişikliği, görme bozukluğu veya yeni nörolojik belirtiler geliştiğinde hızlı değerlendirme gereklidir.

Korunma ve risk faktörleri:

Demans riskini tamamen ortadan kaldıran bir yöntem olmamakla birlikte, damar sağlığı ve yaşam tarzı faktörlerinin önemi büyüktür. Prof. Dr. Tunçer, hipertansiyon, yüksek LDL kolesterol, diyabet, sigara, obezite ve fiziksel hareketsizliğin kontrol altına alınmasının beyin sağlığı için kritik olduğunu vurguladı.

İşitme ve görme sorunlarının düzeltilmesi, düzenli fiziksel aktivite, sosyal ve zihinsel açıdan aktif bir yaşam sürdürme korunma açısından önemli adımlar arasında sayılıyor. 2024 Lancet Demans Komisyonu verilerine göre, yaşam boyunca müdahale edilebilen 14 risk faktörü dünya genelindeki demans vakalarının yaklaşık %45 ile ilişkilendirilebiliyor; bu da değiştirilebilir risk faktörlerine odaklanmanın önemini ortaya koyuyor.

Prof. Dr. Tunçer son olarak, erken tanının sadece hastalığa erken isim koymak anlamına gelmediğini; unutkanlığın diğer nedenlerini ayırt etmek, hastalık biyolojisini gerektiğinde doğrulamak ve kişinin yarar görebileceği tedaviyi güvenli biçimde seçmek açısından kritik olduğunu belirtti.

PROF. DR. ÖZLEM GÜNGÖR TUNÇER

Serkan Varol — Genel Yayın Editörü
Editör: Serkan Varol