Ana Sayfa

Mikroultrasonla erken teşhis: prostat kanserinde tanı sürecine pratik kolaylık

Giriş: Okuma: ~3 dk Editör: Serkan Varol
Paylaş
Mikroultrason, gerçek zamanlı yüksek çözünürlükte görüntü vererek prostat kanserinde MR’ı tamamlayıcı, hızlı ve hedefe yönelik biyopsi imkanı sağlıyor.

Mikroultrason tanıda yeni bir kolaylık sunuyor

Memorial Şişli Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Murat Binbay, prostat kanserinde erken tanının tedavi başarısını artırdığını vurguladı ve yüksek çözünürlüklü mikroultrasonun tanı sürecinde önemli avantajlar sağladığını belirtti. Mikroultrasonun en dikkat çeken özellikleri, kısa sürede uygulanabilmesi ve şüpheli alanları gerçek zamanlı göstermesi olarak öne çıkıyor.

PSA testi tek başına yeterli değil:

PSA’nın normal olması kanseri dışlamaz. Prof. Dr. Binbay, PSA testinin erken tanıda değerli bir araç olduğunu ancak PSA düzeylerinin iyi huylu prostat büyümesi, iltihap veya günlük aktivitelerden etkilenebildiğini hatırlattı. Bu nedenle PSA yüksekliği tek başına kanser anlamına gelmediği gibi, PSA’nın normal olması da kanser olmadığına dair kesin güvence vermiyor. Prof. Dr. Binbay, PSA taramalarının prostat kanserine bağlı ölümleri azalttığını gösteren çalışmalar bulunduğunu; hedefin ise tüm kanserleri değil, tedavi edilmesi gereken kanserleri doğru zamanda yakalamak olduğunu söyledi.

MR ve mikroultrason: tamamlayıcı yöntemler:

Multiparametrik prostat MR’ı, şüpheli bölgelerin belirlenmesi ve biyopsinin planlanmasında önemli bir adım oldu; birçok kılavuz biyopsi öncesi MR yapılmasını öneriyor. Ancak MR randevu ve raporlama süreçleri zaman alabilir, değerlendirme radyoloğun deneyimine ve cihaz kalitesine bağlı olarak değişebilir. Prof. Dr. Binbay, MR’da görünmeyen bazı kanserlerin olabileceğini ve bu noktada mikroultrasonun tamamlayıcı bir yöntem olarak öne çıktığını söyledi.

Kaynaklarda verilen örneğe göre, bir çalışmada MR’da saptanan 244 lezyonun 206’sı mikroultrasonda da görüldü; ancak mikroultrason MR’ın göstermediği 26 ek lezyon belirledi ve bu alanlardan alınan hedefli biyopsilerde aksi halde kaçabilecek 3 anlamlı kanser tespit edildi. Bu sonuçlar, iki yöntemin dokuyu farklı özellikler üzerinden incelediğini ve birbirini tamamladığını gösteriyor.

Mikroultrasonun işleyişi ve klinik avantajları:

Klasik ultrason prostatın genel yapısını ve hacmini gösterirken, mikroultrason çok daha yüksek frekansta çalışarak dokunun yapısal özelliklerini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor. Prof. Dr. Binbay, bu sayede kanserli dokunun oluşturabileceği düzensizlikler, bezcik yapısındaki bozulmalar ve farklı yansımaların gerçek zamanlı değerlendirilebildiğini belirtti. En önemli avantajlardan biri, üroloğun görüntüyü muayene sırasında anında görüp biyopsi iğnesini doğrudan şüpheli bölgeye yönlendirebilmesidir.

Mikroultrasonun muayene sürecine kolayca dahil edilebilmesi de öne çıkan bir diğer nokta: Ortalama birkaç dakika içinde gerçekleştirilebilen inceleme, üroloji muayenesinin parçası olarak yapılabilir ve gerektiğinde aynı seansta hedefe yönelik biyopsi planlanabilir. Yapılan çalışmalarda mikroultrasonla şüpheli bulgu saptanmayan hastaların büyük bölümünde tedavi gerektiren kanser bulunmadığı gösterilerek gereksiz biyopsilerin azaltılmasına katkı sağlandığı belirtildi.

Kanser tanısında mikroultrason MR’ın alternatifi mi:

2025 yılında JAMA’da yayımlanan OPTIMUM çalışması, mikroultrason eşliğinde yapılan biyopsinin MR eşliğinde yapılan biyopsi kadar başarılı olabileceğini gösterdi; çalışma Kanada, ABD ve Avrupa’daki 19 merkezde 678 erkeği içeriyordu. Prof. Dr. Binbay, bu verilerin mikroultrasonun güvenilir bir yöntem olduğunu gösterdiğini ancak mikroultrasonun MR’ın yerine geçmesi gerektiği anlamına gelmediğini vurguladı. Hangi yöntemin kullanılacağı, hastanın risk profiline ve klinik değerlendirmesine göre belirlenmelidir.

Kimler ne zaman kontrole gelmeli?:

Prof. Dr. Binbay, ailesinde prostat kanseri öyküsü olmayan erkeklerde 50 yaşından itibaren üroloji değerlendirmesi ve PSA testi önerirken, aile öyküsü olanlar için önerilen yaşlar şöyle sıralandı:

- Baba, kardeş veya oğulda prostat kanseri öyküsü varsa: 45 yaşından itibaren.
- Ailede birden fazla prostat kanseri veya meme/yumurtalık kanseri öyküsü varsa: 40 yaşından itibaren.

Ayrıca idrar yapmada zorlanma, idrar akımında zayıflama, gece sık idrara kalkma, idrarda veya menide kan, belde geçmeyen ağrı gibi şikayetler varsa yaşa bakılmaksızın üroloğa başvurulması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Binbay, erken tanının tedavi seçeneklerinin daha doğru değerlendirilmesini sağladığını ve kontrolleri ertelememenin önemini vurgulayarak sözlerini noktaladı.

ÜROLOJİ UZMANI PROF. DR. MURAT BİNBAY

Serkan Varol — Genel Yayın Editörü
Editör: Serkan Varol