Ana Sayfa

Okula dönüşte kaygı ve uyum: ailelerin önceliği nasıl olmalı

Giriş: Okuma: ~4 dk Editör: Ayşe Şen
Paylaş
Dr. Meltem Küçükdağ, okula dönüşte çocuklarda görülen uyum güçlüğü, okul kaygısı ve zorbalık konusunda ailelere öncelikli öneriler sundu.

okula dönüş bir geçiş evresidir:

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Meltem Küçükdağ, okulların açılmasının çocuklar için yalnızca zaman veya mekan değişikliği olmadığını; duygusal, davranışsal ve bedensel düzeyde çok boyutlu bir etkisi olduğunu vurguluyor. Bir yandan arkadaşlara ve öğretmenlere kavuşmanın getirdiği heyecan ile aidiyet sağlanırken, diğer yandan yazın esnek rutininden çıkıp kurallı ve yapılandırılmış bir düzene geçişin belirsizlik ve stres üretebildiği belirtiliyor.

Özellikle okula yeni başlayanlar veya kademesi değişen çocuklarda bu sürecin bir geçiş evresi olduğu; duygusal kapasitenin esnediği ve yeniden şekillendiği kabul edilerek yaklaşılmasının en doğru tutum olduğuna dikkat çekiliyor.

tatilden okula geçiş kademeli olmalı:

Küçükdağ, tatilden okula geçişin ani değil kademeli yapılmasını öneriyor. Okullar açılmadan bir-iki hafta önce uyku ve uyanıklık saatlerinin, yemek saatlerinin ve ekran kullanım sürelerinin yavaşça okul düzenine yaklaştırılması; bu sürecin ceza ya da baskıyla değil, çocukla iş birliği içinde ve nedenleri açıklanarak yürütülmesinin daha etkili olacağını belirtiyor. Keskin ifadelerden kaçınılmasını ve yeni rutinlerin getireceği olumlu yönlere odaklanılmasını tavsiye ediyor.

okul kaygısı bedensel belirtilerle kendini gösterebilir:

Okul kaygısının çocuklarda sıklıkla bedensel belirtilerle ortaya çıktığını ifade eden Küçükdağ, pazar akşamları veya sabahları ortaya çıkan ve tıbbi açıklaması olmayan karın ağrısı, mide bulantısı veya baş ağrısını tipik işaretler olarak sıralıyor. Bunun yanı sıra nedensiz ağlama krizleri, hırçınlık, içine kapanma, ebeveyne aşırı yapışma ve uykuya dalmada güçlük gibi davranış değişikliklerinin de kaygının göstergesi olabileceği belirtiliyor. Çocuğun çoğu zaman açıkça 'okula gitmekten korkuyorum' demediği; beden dili ve diğer tepkiler aracılığıyla kaygısını gösterdiği hatırlatılıyor.

ailelerin yaklaşımı ve öncelikler:

okula gitmek istemeyen çocuğa nasıl yaklaşılmalı:

Ailelerin ilk adımı yargılamadan, suçlamadan ve küçümsemeden dinlemek olmalıdır. Çocuğun duygusunun onaylanması önemlidir; örneğin "Şu an okula gitmek sana zor geliyor, bu hissini anlıyorum" gibi bir yaklaşım hem duygu doğrulaması sağlar hem de empatiyi güçlendirir. Empati, okula gitmeme izni vermek anlamına gelmez; bu süreçte ailenin kararlı ve tutarlı ancak son derece şefkatli bir tutum sergilemesi gerekir. Sorunun kaynağını anlamak için "Neden gitmiyorsun?" gibi sorgulayıcı değil, "Okulda seni zorlayan, canını sıkan bir şeyler mi var?" gibi açık uçlu sorular tercih edilmelidir.

başarı yalnızca notlarla ölçülmemeli:

Dr. Küçükdağ, başarının yalnızca sınav sonuçları veya notlarla ölçülmemesi gerektiğini; ailelerin sonuç yerine sürece odaklanmasının ruh sağlığı için kritik olduğunu belirtiyor. Çocuğun sınavdan kaç puan aldığına değil, o süreçte gösterdiği çabaya, yerine getirdiği sorumluluklara ve gelişimine odaklanmak gerektiği vurgulanıyor. Ayrıca kardeşlerle veya akranlarla kıyaslamanın çocukta kalıcı özgüven sorunlarına yol açabileceği konusunda uyarı yapılıyor.

akran zorbalığının sessiz belirtilerine dikkat:

Akran zorbalığı yaşayan çocukların yaşadıklarını ifade etmekte zorlanabileceği için yetişkinlerin sessiz işaretleri fark etmesi gerektiği; okul eşyalarının sık kaybolması, yırtılması, vücutta açıklanamayan morluklar gibi fiziksel göstergelerin yanı sıra okula gitme direnci, akademik düşüş, ilgi kaybı, ani öfke veya aşırı içe kapanma gibi davranış değişikliklerinin de izlenmesi gerektiği belirtiliyor. Çocuğun "Kimse beni sevmiyor" veya "Ben işe yaramazım" gibi ifadeler kullanmaya başlaması benlik saygısının zedelendiğine işaret eder.

uzman desteği ne zaman gerekli:

Kaygı, uyum sorunu veya isteksizliğin birkaç haftadan uzun sürmesi, belirtilerin giderek şiddetlenmesi, uyku ve iştah düzeninde kalıcı bozulma, kendine veya çevresine zarar verme eğilimi ya da yoğun panik belirtileri görülmesi durumunda zaman kaybetmeden uzman desteği alınmalıdır. Akran zorbalığı şüphesi, yoğun içe kapanma veya depresif belirtilerde çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanına başvurulması gerektiği vurgulanıyor; erken müdahalenin çocuğun ruhsal gelişiminde kalıcı zararları önlemede belirleyici olduğu hatırlatılıyor.

açık iletişim ve korunma:

Ailelere düşen temel görevlerden biri evdeki iletişim kanallarını her zaman açık tutmaktır. Çocuğun okulda ne yaşarsa yaşasın ailesi tarafından şartsız sevileceğini ve yargılanmadan dinleneceğini bilmesi güven sağlar. Çocuk yaşamının yalnızca "okul, ders, kurs" üçgenine sıkıştırılmamalı; serbest zaman, oyun, sanat ve spor aktiviteleri için zaman ayrılmalıdır. Ebeveynlerin kendi stres ve kaygı düzeylerini yönetebilmesi, çocukların ruh sağlığı için koruyucu bir etken olarak öne çıkar. Sonuç olarak, sadece akademik başarıyı değil psikolojik sağlamlığı merkeze alan bir ebeveynlik yaklaşımı çocuğun sağlıklı bir yaşam temeli kurmasının en önemli güvencesidir.

DÜZCE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ ÇOCUK VE ERGEN RUH SAĞLIĞI VE HASTALIKLARI ANABİLİM DALI BAŞKANI DR. ÖĞR. ÜYESİ MELTEM KÜÇÜKDAĞ, YENİ EĞİTİM-ÖĞRETİM DÖNEMİ ÖNCESİNDE ÇOCUKLARIN OKULA UYUM SÜRECİ, OKUL KAYGISI, AKRAN ZORBALIĞI VE AKADEMİK BAŞARI KONUSUNDA AİLELERE ÖNEMLİ ÖNERİLERDE BULUNDU.

Ayşe Şen — Eğitim Editörü
Editör: Ayşe Şen