Ana Sayfa

Sardes'teki 20 metrelik surun sırrı pişmiş tuğlalarda

Giriş: Güncelleme: Okuma: ~3 dk Editör: Hazal Tunç
Paylaş
Sardes'te ortaya çıkan 20 metre genişliğindeki Lidya surunda pişmiş tuğla kullanımı, kaçan Asurlu ustaların imzasını taşıyor; yapı klonlanarak korunuyor.

Sardes'te ortaya çıkan sır: pişmiş tuğlalar:

Manisa'nın Salihli ilçesindeki Sardes Antik Kenti'nde kazılarda gün yüzüne çıkan ve günümüzde yüksekliği 12, genişliği 20 metre olarak korunan devasa sur duvarı, arkeoloji çevrelerinde uzun süredir cevabı aranan bir gizemi aydınlatıyor. Yapının kerpiç katmanları arasına serpiştirilmiş pişmiş tuğla kalıntıları, Anadolu'da o döneme ait benzeri bulunmayan bir teknoloji izini ortaya koydu.

Arkeolojik veriler, surun inşa tarihinin M.Ö. 7. yüzyıl sonları ile 6. yüzyıl ortası aralığına işaret ettiğini gösteriyor. Bu dönem, Mezopotamya'da Asur İmparatorluğu'nun çöktüğü, bölgede nüfus hareketliliğinin ve ustaların göçlerinin yaşandığı bir zamana denk geliyor. Buluntular, çevrede daha önce rastlanmamış bir yapı tekniğinin Sardes'te aniden ortaya çıktığını kaydediyor.

Asurlu ustalar ve Lidya mimarisi:

Uzmanlar, yıkılan Asur kentlerinden kaçan ustaların Sardes'e sığındığı ve Lidyalıların bu kadim inşaat bilgeliğini benimseyerek duvarı ördükleri görüşünde. Bu varsayımı güçlendiren başlıca kanıt, pişmiş tuğla kullanımının Anadolu ve çağdaş Yunan yerleşimlerinde nadiren veya hiç görülmemiş olması; oysa pişmiş tuğla teknolojisi Asurya ve Mezopotamya ile güçlü bir ilişki taşıyor.

Sardes Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Nicholas Cahill da duvarın ölçeğine dikkat çekiyor: "Burası Lidya’nın sur duvarlarının bir parçası. M.Ö. 7.-6. yüzyılda Lidya Kralı Kroisos ve onun babası Alyattes tarafından yapıldı. O kadar büyük bir duvar ki biz de ilk bulduğumuz zamanlarda ne olduğunu anlamadık... 20 metre duvar genişliğinin başka bir örneği yok." Bu vurgu, yapının bölgedeki özgünlüğünü netleştiriyor.

Teknik izler ve mimari benzerlikler:

Kazı ve laboratuvar incelemeleri, kerpiçlerin yanı sıra pişmiş tuğla kalıplarının, tuğla boyutlarının, dokularının ve renklerinin ayrıntılı kaydını ortaya koydu. Bu bulgular, yalnızca tek bir sur kesitinde yoğunlaşmış olup, pişmiş tuğla tekniğinin Sardes'teki bu özel yapıya özgü olduğunu gösteriyor. Prof. Cahill bu durumu, "Burada ayrıca pişirilmiş tuğla ve kerpiç buluyoruz. Bu dönemde Yunanistan ve Anadolu’da pişirilmiş tuğla ve kerpiç bulunmuyor" sözleriyle özetliyor.

Yapının inşa sürecine dair eldeki stratigrafik veriler, duvarın M.Ö. 600'lü yıllarda örülmeye başlandığını ve daha sonra M.Ö. 547'deki savaşlar sırasında zarar gördüğünü; üst parçaların yıkılıp kerpiç ve tuğlaların duvarın üzerini kapattığını gösteriyor. Bu doğal örtü, orijinal katmanların korunmasını sağlayan önemli bir unsur olarak değerlendiriliyor.

Koruma projesi ve klonlama yöntemi:

Sardes'teki surun açıkta kalması halinde iklim ve hava koşulları nedeniyle hızla yok olacağı öngörülünce, kazı ekipleri benzeri az görülen bir koruma stratejisi geliştirdi. Öncelikle duvarın milimetrik haritası çıkarıldı, mevcut kerpiç ve tuğlaların ölçü, doku ve renk analizleri laboratuvarda gerçekleştirildi. Bu verilerle birebir kopyalar üretildi ve orijinal yüzeye zarar vermeyecek şekilde uygulanacak bir kaplama planlandı.

Uygulamada, orijinal yapı üzerine hava almasını sağlayan özel bir koruma bandı yerleştiriliyor; ardından laboratuvarda üretilen yeni tuğlalar kullanılarak bandın önüne duvarın dış yüzeyinin birebir bir örneği örülüyor. Bu katman, ziyaretçilere yapının görkemini sunarken, gerçek 2500 yıllık strüktürün arka planda korunmasını sağlıyor. Cahill yöntemi, "Aynı tekniklerle aynı renklerde birebir yeni kerpiçler ürettik... Yeni kerpiç ile eski duvar arasında ince bir kaplama kullanıyoruz" diye anlatıyor.

Koruma bandı ve klon yüzeyin bir diğer avantajı da geri sökülebilirlik: İleride ihtiyaç duyulduğunda koruyucu katmanın kaldırılması, altta kalan orijinal duvarın zarar görmeden görülmesine imkân verecek şekilde tasarlandı.

Bu yöntem, Sardes gibi benzersiz mirasların hem ziyaret edilebilmesini hem de fiziksel bütünlüğünün korunmasını hedefliyor. Uzmanlar, uygulamanın başarılı olması halinde benzer sahalarda da örnek teşkil edebileceğini belirtiyor. Sardes'teki sur, hem Lidya'nın hem de muhtemelen Asur ustalarının mirasını geleceğe taşıyacak bir laboratuvar niteliğine bürünüyor.

Sonuç olarak, pişmiş tuğlaların keşfi sadece bir yapı tekniğinin izini sürmekle kalmıyor; aynı zamanda M.Ö. 7.-6. yüzyıllarda Anadolu'ya yönelen nüfus ve bilgi akışının, kültürel ve teknolojik etkileşimlerin somut bir belgesini sunuyor. Sardes'in bu bölümü, arkeoloji dünyasına hem yeni sorular hem de koruma alanında uygulanabilir bir çözüm önerisi getiriyor.

TARİHTE PARAYI İLK KULLANAN LİDYALILARIN BAŞKENTİ SARDES ANTİK KENTİ'NDE GÜN YÜZÜNE ÇIKARILAN 20 METRE GENİŞLİĞİNDEKİ DEVASA SUR DUVARININ SIRRI ÇÖZÜLÜYOR. ANADOLU'DA O DÖNEMDE BİLİNMEYEN 'PİŞMİŞ TUĞLA' TEKNOLOJİSİYLE M.Ö. 600'LÜ YILLARDA İNŞA EDİLEN YAPININ, İMPARATORLUKLARI YIKILDIKTAN SONRA SARDES'E SIĞINAN 'KAYIP ASURLULAR'IN YARDIMIYLA YAPILDIĞI DÜŞÜNÜLÜYOR.

Hazal Tunç — Kültür Sanat Editörü
Editör: Hazal Tunç