İşgücü anlaşmasının 65. yılında göçün dönüşü
30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan İşgücü Anlaşması, binlerce Türk vatandaşının Almanya'ya iş için gitmesinin kapısını açtı. Başlangıçta çoğunun ortak planı, biraz birikim yapıp memlekete dönüp köyde ev, arsa edinmekti. Zamanla bu hedef yerini Almanya'da kurulan yeni bir hayata bıraktı; bunun en canlı tanıkları arasında yer alanlar, hem zorlukları hem de uyum süreçlerini anlatıyor.
göçten yerleşmeye: hayallerin dönüşümü
Emin Acar, 5 yaşında geldiğini ve 1970'ten beri Berlin'de yaşadığını söylüyor. Babasının 1969'da gelmiş olduğunu belirten Acar, ilk yıllarda herkesin köye dönmeyi planladığını, ancak aile içindeki dayanışma ve sorumluluklar nedeniyle bu planın ertelediğini anlatıyor. Acar'a göre; 'abime yardım edeyim, kardeşime yardım edeyim' derken yıllar geçti, arsa ve ev alma hedefleri uzadı ve nihayetinde 70'lerde gelenlerin çoğu 90'larda artık geri dönemeyeceklerini anladı.
Acar, ilk gelişte karşılaşılan şaşkınlıklardan da söz ediyor: trafik lambalarının, başkent Berlin'in büyük alışveriş yerlerinin ve Alman yaşam tarzının bir anda her şeye farklı bir boyut kattığını aktarıyor. İlk dönemde eğitim ve adaptasyon süreçlerinin zorluğuna da dikkat çekiyor; çocuklar hazırlık sınıflarına alınıp, Almanca tam öğrenildikten sonra yerleşik Alman sınıflarına veriliyordu. Acar, bunun bazı kuşaklar arasında Almanlarla iletişimi uzun süre kısıtladığını belirtiyor.
gurbette din, mahalle ve kurumsallaşma
Toplumsal hayatın örgütlenmesi de zaman içinde değişti. Acar, ilk zamanlarda cami sıkıntısı yaşandığını; ilk olarak Şehitlik Camii'nin, ardından Mevlana Camii'nin açıldığını anımsatıyor. Oturum süreçleriyle birlikte işyeri açma, sosyal faaliyetler ve kültürel etkinlikler artmış; 2000'li yıllardan sonra da konsolosluk ve büyükelçilik çalışmalarıyla kurslar, saz eğitimi ve tiyatro gibi etkinliklerin çoğaldığını vurguluyor.
Acar, Kreuzberg örneğini vererek yerleşimin nasıl kümelendiğini aktarıyor: bölge uzun süre Türkiye'den gelenlerin yoğun olduğu bir mahalleydi ve eskiden burada oturanların Alman bölgelerine taşınması neredeyse mümkün değildi. Almanya'nın birleşmesiyle bu kısıtlar azaldı, ancak sonraki kuşakların hayatı tamamen Almanya merkezli oldu; birçok yaşlı emekli olsa bile artık uzun süreli dönmüyor, genelde 3-5 aylık ziyaretlerle yetiniyor.
yerel anılar: ticaret, dil ve sinema hatırası
2009'da Almanya'ya gelen ve balıkçılık yapan Murat Kazar ise Kreuzberg'in gelişimini, mahallede Türkçe tabelaların yaygınlığını ve küçük dükkanların yerel ekonomideki rolünü anlatıyor. Kazar, kendi iş yaşamından örnekler vererek burada doğup büyüyenlerin vatan hasretinin farklı şekillerde yaşandığını, fakat üçüncü nesillerin aileleri Almanya'da olduğunda adaptasyonun belirgin şekilde arttığını söylüyor.
Kreuzberg'in 'Küçük İstanbul' olarak anıldığını aktaran Kazar, bir anısını da Kemal Sunal'a bağlayarak paylaşıyor: eskiden gazete bayisi olan bir dükkanın önünde çekilen bir anı sayesinde Sunal'ın Berlin'de geçen bir anısı oluşmuş. Bu tür anekdotlar, mahalle belleğinin bir parçası olarak kalıyor.
Genel olarak, ilk kuşağın memlekete dönme hayalinin yerini yerleşiklik, aile bağları ve nesiller arası sorumlulukların aldığı görülüyor. Bugünün genç kuşakları daha fazla kültürel ve kurumsal imkana erişirken, ilk neslin anıları ve uğraşları hem mahalle yaşamında hem de Türkiye ile bağların devamında iz bırakmaya devam ediyor.

Türkiye-Almanya arasında 1961 yılında imzalanan İşgücü Anlaşmasının ardından Almanya'ya çalışmak için giden ilk kuşak Türklerin "birikim yaparak memlekete döneceğiz" hayali, yıllar içerisinde yerini gurbette kurulan yeni bir hayata bıraktı. 56 yıl önce Almanya'ya gelen Emin Acar, babasının ve dönemin gurbetçilerinin köylerine ev yapacak birikimi yaparak memlekete dönme hayallerinin dönüşü olmayan bir göç hikayesine dönüştüğünü anlattı.
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!