Göçün 65 yılı: işgücü anlaşmasından Berlin sokaklarına uzanan hikâyeler

30 Ekim 1961'de imzalanan işgücü anlaşmasının 65. yılında, Türkiye'den Almanya'ya göç eden işçilerin meslek, aile ve aidiyet öyküleri anlatılıyor.


Göçün 65 yılı: işgücü anlaşmasından Berlin sokaklarına uzanan hikâyeler

İşgücü anlaşmasının izi:

30 Ekim 1961 tarihinde imzalanan Türkiye-Almanya İşgücü Anlaşması, iki ülke arasındaki göç akışının kurumsal başlangıcını işaret ediyor. Anlaşmanın ardından ilk işçi kafilesini taşıyan tren 3 Eylül 1961'de Sirkeci Garı'ndan Münih'e hareket etti. Bu tarihten sonra inşaat ve sanayi başta olmak üzere birçok sektörde yoğun bir iş gücü hareketi yaşandı; zamanla pek çok göçmen kendi işletmelerinin sahibi oldu ve ailelerini yanlarına getirerek Almanya'da kalıcı bir Türk topluluğu oluştu.

Bugüne uzanan süreç, sadece ekonomik göçün öyküsü değil; aynı zamanda kültürel mekânların, derneklerin ve camilerin inşa edildiği yeni bir yaşam alanının şekillenmesini de içeriyor. Göçün ilk kuşağı, toplum içindeki bir dizi sosyal kurumu ayakta tuttu ve sonraki kuşaklara zemin hazırladı.

Bireylerin hikâyeleri:

Naci Koçpınar 1992'de Almanya'ya geldiğini, 1995'te Berlin'e yerleştiğini ve burada börekçilik yaparak yıllar içinde emek verip işini büyüttüğünü anlatıyor. Koçpınar, Mark zamanında ekonominin daha canlı olduğunu vurgulayarak, "100 lirayla bir hafta geçinebiliyorduk. Şimdi bir gün geçinemiyoruz" diyerek bugünkü hayat pahalılığına dikkat çekiyor. Göç sürecinde tanıştığı akrabalarının kendisi için açtığı kapıların ve Berlin'deki Türk topluluğunun rolünü de sıkça vurguluyor.

Koçpınar, camilerin ve derneklerin ilk gelen neslin emekleriyle ortaya çıktığını belirtiyor: "Buradaki Türk camileri bütün yabancı kesime örnek oldu". Mevlana Camisi ve Ayasofya Camii gibi mekânların göçmen toplum için taşıdığı anlamı anlatırken, Ayasofya'da 56 yıl görev yaptığını ve memleket hasretinin göç deneyiminin merkezinde yer aldığını ifade ediyor.

Kendi mesleğine ve mutfak geleneğine dair hatıralar da ön planda. Üsküdar döneminden gelen börekçilik tecrübesini Berlin'e taşıdığını söyleyen Koçpınar, "2 dükkan sattım bu böreği yapacağım diye" sözleriyle girişimci serüvenini özetliyor. Kürt böreğinin İstanbul mutfağındaki tarihsel yerini ve farklı isimlerini anlatarak, bu lezzetin göçle birlikte nasıl yaşatıldığını aktarıyor.

Aidiyet, dil ve dönüş: zorluklar ve pişmanlıklar:

Selim Adanur, 31 yıl önce Almanya'ya geldiğini; gelme amacının birikim yapıp çalışmak olduğunu vurguluyor. "Ülkemiz o kadar güzel ki biz o güzel toprakları hayat şartları için bırakıp geldik" diyen Adanur, ülkeye duyulan özlemi ve aidiyeti açıkça ifade ediyor. İlk yıllarda dil ve adaptasyon sorunlarının 4–5 yıl sürdüğünü, nadiren de olsa ırkçılıkla karşılaştığını belirtiyor.

Her iki anlatıda da göç kararının zamanla sorgulandığı, genç kuşaklara bırakılan mirasın karmaşık duygular barındırdığı görülüyor. Koçpınar, günümüz koşullarını bilseydi gelmeyeceğini söylerken, Adanur "30 yıl önce verdiğim kararı net vermezdim" diyerek benzer bir tereddütü dile getiriyor. Yine de her iki isim de vatan hasretinin ve toplumsal bağların göç hikâyelerinin merkezinde kaldığını vurguluyor.

Türkiye-Almanya işgücü göçünün 65. yılı, yalnızca bir anlaşmanın yıldönümü değil; mekân değiştiren insanların, kurulan kurumların, kaybedilen ve korunan kültürel alışkanlıkların toplamı olarak okunmalı. Bu öyküler, göçün ekonomik boyutunun ötesinde aidiyet, kimlik ve nesiller arası aktarımın kesiştiği bir tarihsel zemin sunuyor.

NACİ AKPINAR

NACİ AKPINAR

Emre Koç

Emre Koç

Bölgesel Haberler Editörü

Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinden servis edilen valilik, belediye ve yerel yaşam haberlerini yönetiyor.

Yorumlar

0

Henüz yorum yapılmamış

Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!