İstanbul’da olağan dışı yoğun yağış
İstanbul’da son sağanak bir günde 200 milimetreyi aşan yağışla kayda geçti. Kentin yıllık ortalama yağışı yaklaşık 600 milimetre olurken, bir günde düşen bu miktar yıllık yağışın yaklaşık üçte birine karşılık geldi. Bu veri, Türkiye’nin en yağışlı bölgelerinden Doğu Karadeniz’de sıkça taşkınlara yol açan yağış seviyeleriyle karşılaştırıldığında dikkat çekici bulundu.
Uzmanlar, İstanbul’da ölçülen değerlerin Doğu Karadeniz’de taşkınlara neden olan birçok olayda görülen değerlerin üzerinde ya da benzer seviyede olduğunu belirtiyor. Örneğin Türkiye’nin en fazla yağış alan noktalarından Artvin Hopa’da 2015 yılında kaydedilen yaklaşık 280 milimetreye yakın yağış örneğiyle kıyaslandığında İstanbul’da da buna yakın şiddette yağışlar görüldü.
uzman değerlendirmesi:
Karadeniz Teknik Üniversitesi Heyelan Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Hakan Ersoy, İstanbul’un yıllık yağış ortalamasının yaklaşık 600 milimetre olduğunu vurgulayarak, "İstanbul’un yıllık yağış ortalaması 600 milimetre iken yılda yağacak yağışın 3’te 1’ini bir günde gördük" dedi. Ersoy, bunun dikkat çekici olduğunu ve Doğu Karadeniz’de taşkınlara neden olan birçok yağış olayında dahi 200 milimetrenin altında değerler görüldüğünü hatırlattı.
Ersoy ayrıca ülke genelindeki sel ve taşkın olaylarına ilişkin değerlendirmesinde, "Ülkemizde burası taşkın bölgesi burası heyelan burası deprem bölgesi diye ayırmaya gerek yok ulusal yaklaşımlarla ’ülkemiz bir afet bölgesi’ diyerek tüm afetleri bütünleşik olarak değerlendirmemiz lazım" ifadelerini kullandı.
yağışların lokal dağılımı ve etkileri:
Ersoy, İstanbul’daki yağışların kent genelinde homojen dağılmadığına dikkat çekti. Kentin kuzeyinde yer alan Beykoz’da yağış miktarının 200 milimetreyi aşmasına karşın Üsküdar çevresinde yağışın görülmediğini belirterek, "Bu yağışı İstanbul’un Avrupa yakasının güneyi almadı. O kadar lokal yağışları görüyoruz ki Beykoz yağış miktarı 200 milimetreyi geçerken Üsküdar çevresinde yağış yoktu" dedi.
Uzman, iklim değişikliğinin etkilerinin yalnızca ani yağışlar şeklinde değil, aynı zamanda çok lokal alanlarda yoğunlaşan yağışlar olarak da ortaya çıktığını vurguladı ve ani, şiddetli yağışların dere yataklarını kapatmış yerleşim alanlarına verdiği zararlara dikkat çekti. Bu çerçevede Ersoy, mantalite değişikliğinin ve bütüncül afet yönetiminin gerekliliğini öne çıkardı.
Bu olay, kent ve ülke ölçeğinde planlama, erken uyarı sistemleri ve riskli alanlardaki yerleşime ilişkin politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini bir kez daha gündeme taşıdı. Uzmanlar, yerel farklılıkları gözeten, bütünleşik bir afet yönetimi yaklaşımının önemine işaret ediyor.

KTÜ HEYELAN UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ PROF. DR. HAKAN ERSOY
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!