meme kanserinde konforu artıran beş cerrahi yaklaşım
Meme kanseri tedavisinde cerrahi seçenekler, hastalığın evresi, tümör özellikleri ve hastanın genel sağlık durumuna göre şekilleniyor. Memorial Şişli Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Gürsel Remzi Soybir, dünya genelinde yılda 2,4 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 30 bine yakın kadına meme kanseri teşhisi konulduğunu vurgulayarak, erken tanı ve doğru planlamanın tedavi başarısındaki belirleyici rolünü hatırlatıyor. Modern cerrahide hasta konforunu artıran beş önemli yaklaşım öne çıkıyor.
tek portlu robotik cerrahi:
Tek portlu robotik sistemler, meme cerrahisinde giderek daha fazla tercih ediliyor. Bu yöntemde cerrahi ekip, masanın başında bulunan konsoldan robotik kolları kontrol ediyor ve tek, küçük bir girişten işlemi gerçekleştiriyor. Prof. Dr. Soybir, robotun sunduğu büyütülmüş ve net görüntü sayesinde dokuların ayrıntılı değerlendirilmesine ve hassas müdahalelere olanak tanındığını belirtiyor. Avantajları arasında daha küçük yara, daha az kanama, azalan doku hasarı ve buna bağlı olarak daha az ağrı ile erken taburculuk sayılabiliyor. Ancak bu yöntemin her hasta için uygun olmadığı; tümörün özellikleri, evresi ve hastanın genel durumu değerlendirildikten sonra seçilmesi gerektiği vurgulanıyor.
endoskopik cerrahi ve iyileşme sürecinin hızlanması:
Endoskopik cerrahide küçük kesilerden yerleştirilen kamera ve özel aletlerle ameliyat alanı monitörde izlenerek işlem tamamlanıyor. Bu yaklaşım, uygun olgularda yara izlerinin azalmasına ve ameliyat sonrası iyileşme sürecinin daha konforlu geçmesine katkı sağlıyor. Prof. Dr. Soybir, endoskopik tekniğin özellikle tümörün yeri ve boyutu ile meme dokusunun durumuna bağlı olarak tercih edildiğini aktarıyor. Sonuç olarak hastalar daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilme imkanı bulabiliyor.
dondurarak tedavi (kriyoablasyon):
Kriyoablasyon, görüntüleme eşliğinde hedef dokuya yerleştirilen bir prob aracılığıyla tümörün çok düşük sıcaklıklarla dondurularak tahrip edildiği minimal invaziv bir yöntemdir. Önceleri bazı iyi huylu kitlelerde kullanılan bu teknik, seçilmiş erken evre meme kanseri vakalarında tedavi alternatifi olarak değerlendiriliyor. İşlem genellikle lokal anestezi altında, küçük bir girişimle yapılabiliyor; bu nedenle cerrahi yükü azaltma ve hasta konforu açısından önemli bir seçenek oluşturuyor. Ancak uygun hasta seçimi ve tümör özelliklerinin değerlendirilmesi kritik önem taşıyor.
onkoplastik cerrahi: estetik ve onkolojik denge:
Onkoplastik cerrahi, kanser cerrahisi ile plastik cerrahi tekniklerini birleştirerek hem onkolojik güvenliği sağlamak hem de memenin doğal görünümünü korumayı hedefliyor. Prof. Dr. Soybir, bu yaklaşımda tümörün uygun cerrahi sınırlarla çıkarıldığını, kalan dokunun ise hastanın beklentileri doğrultusunda yeniden yapılandırıldığını belirtiyor. Onkoplastik planlama sırasında çıkarılması gereken doku miktarı, tümörün yeri ve hastanın estetik beklentileri birlikte değerlendirilerek en uygun teknik seçiliyor. Böylece hem şekil bozuklukları giderilebiliyor hem de cerrahi sonrası yaşam kalitesi artırılabiliyor.
genetik risk ve risk azaltıcı cerrahi:
Genetik testler, ailesel yatkınlığı olan veya meme kanserini önleyen genlerde bozukluk tespit edilen kişilerde risk değerlendirmesinde yol gösterici oluyor. Ailesinde yoğun meme kanseri öyküsü bulunan ya da yüksek risk taşıyan hastalarda risk azaltıcı cerrahi önemli bir seçenek olarak sunuluyor. Bu ameliyatlarda meme dokusu çıkarıldıktan sonra yeniden meme oluşturma için hastanın kendi dokuları veya implantlar kullanılabiliyor. Ancak ameliyat kararı öncesinde genetik sonuçlar, yaş, genel sağlık durumu ve fayda/zarar dengesi multidisipliner konseylerde ayrıntılı olarak değerlendiriliyor. Risk azaltıcı cerrahi riski belirgin şekilde düşürse de tamamen ortadan kaldırmadığı açıkça ifade ediliyor.
Prof. Dr. Soybir, meme kanserinin biyolojik özelliklerinin daha iyi anlaşılması ve sistemik tedavilerdeki ilerlemelerin cerrahi yaklaşımları yeniden şekillendirdiğini hatırlatıyor. Kemoterapi, immünoterapi ve hedefe yönelik tedaviler ile ameliyat öncesinde tümörlerin küçültülmesi veya yok edilmesi mümkün olabiliyor; bu da memede ve koltukaltında daha sınırlı cerrahi müdahalelere olanak veriyor. Sonuç olarak onkolojik güvenlik korunurken cerrahiye bağlı yan etkiler azalıyor ve hastaların günlük yaşamlarına dönüşü kolaylaşıyor.
Hastaların en uygun cerrahi yönteme ulaşabilmesi için multidisipliner değerlendirme, bireysel risk-fayda analizi ve hastanın beklentilerinin dikkate alınması gerektiği bir kez daha öne çıkıyor.

PROF. DR. GÜRSEL REMZİ SOYBİR
Henüz yorum yapılmamış
Bu içerik hakkında ilk yorumu siz yapın!